BİR MEDENİYETİN YÜKSELDİĞİ TEMELLER:

CAMİİLER VE MÜDAVİMLERİ

        İlk insanın belli bir gaye ile yaratılması ve dünyaya gönderilmesiyle beraber hayat sahibi yüce yaratıcı varlığının anlaşılması için insanoğluyla beraber bir takım değerler silsilesini de yaratmış ve insanı bu değerlerle donatmıştır. Hiç şüphesiz bu değerler sisteminin en orjinali ve en mükemmeli yine insanı yaratıcısına yaklaştıran belli bir forma sahip değerler bütünü olan dindir.

       İnsanla beraber ortaya çıkan ve belli bir inanç sistemini ifade eden din, Yüce Allâh’ın kullarına kendisini tanıtmak için tercih ettiği en direkt yol olmuştur. İşte bu yol zaman ve mekanın değişmesiyle bazen farklı öğretilerle ve fakat özünde belli sabiteleri olan sarsılmaz ve yok edilemez bir düstur olagelmiştir. Baştan itibaren bu sabitelerin ortak dili ve ifadesi olan formel yapıya sahip ortak dinin adı ise İslam olmuştur.

       Her farklı inanç sisteminin bir takım temel nitelikleri değişmezleri, maddi ve manevi öğeleri mevcuttur. Bu ister ilahi kaynaklı dinlerde olsun ister insan kaynaklı dinlerde olsun hep olagelmiştir. Fakat insan kaynaklı dinlerin temel yapı taşları hiçbir zaman ilahi merkezli dinlerde olduğu kadar gerçekçi, inandırıcı ve güçlü olmamıştır . Söz konusu ilahi kaynaklı dinler içersinde de hiçbir İslam kadar mütekâmil, gerçekçi ve insan merkezli bir yapı ve anlayış görülmemiştir. Hiç kuşkusuz İslam’ın bu üstünlüğü hitap ettiği insan (lık) kitlesinin ihtiyaçlarına verdiği cevapla orantılı olarak süregelmiştir. İşte İslam’ın bu anlamdaki temel yapı taşlarından biri insanları yüce yaratıcıya ulaştıran, yaratıcının bilinmesine vesile olan, Allâh için yapılan özel ibadet merkezleri olan Camiiler ve Mescitlerdir.

     Her medeniyetin veya her insan kitlesinin tanınmasına veya kimlik kazanmasına vesile olan çeşitli sembolleri vardır. Bu semboller bazen sadece maddi unsur bazen de hem maddi hem de manevi unsurları barındırmıştır. İşte İslam medeniyetinin en büyük sembollerinden ibadet merkezi olan camiiler ve mescitler özünde hem manevi ruh hem de maddi bir biçimselliğe sahiptir. Hiç kuşkusuz İslam medeniyetinin maddi unsurlu en önemli özelliği camilerdir. Tarihi belgelerle sabittir ki, İslam müntesipleri bu yapılarla bütünleşmiş,  iç içe bir hayat tarzına sahip olmuş ve nerde İslam varsa orada mutlaka bu mabedler olagelmiştir. Yine tarihen sabittir ki, İslam inananları bir yerde bir yerleşim merkezi kurmak istediklerinde  veya bir yer fethettiklerinde yaptıkları ilk işin orada camii merkezli bir mimari yapıyı ortaya koymaları olmuştur. Gerek farklı milletlere  mensup İslam devletleri olsun gerek Anadolu İslam devletleri ve Beylikleri olsun bu kentlerin en güzel ve en merkezi yerlerinin en nadide mimari eserleri hep camii ve mescitler olmuştur. Hatta bir şehir kurulup veya bir yer fethedildiğinde şehir planı camii-saray( hükümet konağı) ve kervansaray ( misafirhane- dinlenme tesisi) üçlüsüne ve fakat temelde camilere göre şekillendiği bilinmektedir. Bütün bunlar camileri İslam medeniyetinin en başat  bir öğesi ve sembolü olarak bilinmesine sebep olmuştur. Yine camiiler denilince sadece ibadet edilen kısım akla gelmemektedir. Bunun yanında camiiler bütünlüğünü sağlayan sosyal hizmet kurumları olan, medreseler, hamamlar, şifahaneler, aşevleri vb. camiinin adeta birer parçası, tamamlayıcısı olarak bir külliye şekline de bürünmüştür. Bugün büyük İslam merkezlerinin büyük bir mimari yapısı var ve bu merkezler ün yapmışlarsa bu hiç şüphesiz orada bulunana eşsiz dini mistisizmi yansıtan camilerimiz ve ona bağlı olan ilim ve irfan ile olmuştur. Bu bağlamda örnek vermek gerekirse; Endülüs’te Kurtuba Camii, Şam’da Ümeyye Camii, İstanbul’da Sultanahmet ve Süleymaniye Camii, Edirne’de Selimiye Camii bunlardan sadece bir kaçıdır ve hepsi de eşsiz birer İslam sembolüdür.

      Elbetteki camiiler denilince sadece maddi unsur olan binalar anlaşılmamaktadır. Çünkü tek başına binaların bir fonksiyonunun olamayacağı aşikardır. Camilerin asıl fonksiyonunu yerine getirdikleri görevle ölçülmektedir. Bu anlamda camilerin sürekli müdavimleri olan din görevlileri akla gelmektedir. Çünkü camii denildiğinde ona gerçek değeri ve özelliği kazandıran, Camiilerin insan benliğine yerleşmesini sağlayan, buna vesile olan oranın din görevlisidir. Hatta çok enteresan olan bir durum da bazı Camiilerin oranın  görevlisinin adıyla halk arasında ün yaptığı da müşâhâde edilmiştir.

     İslam için, camilerimiz ne kadar kutsal ise, din hizmetini omuzlamış, bu görevi ifaya çalışan ve her biri dinin mürşidi olmaya namzet camii görevlilerimiz de kutsal bir görevle şereflenmişlerdir. Gerek kendi kişiliklerini oluşturmada gerek toplum içersinde yüklendikleri fonksiyon her zaman gerçek birer toplum önderi görevini icra etmişlerdir. Camileri görevlisinden, görevlisini de camiden ayrı tasavvur etmek mümkün değildir. Eğer camileri, huzur, edep,ilim,irfan ocağı kabul edersek, din görevlilerini de bu huzur, edep, ilim, ve irfan düsturunun birer savunucusu ve taşıyıcısı olarak görmemiz gerekmektedir.

 Camilerimizin ve din görevlilerimizin İslam medeniyetinde ne derece büyük önem taşıdığı hepimizin malumudur. Bunun yansımasını  çoğumuz çevremizde müşahade etmişizdir. Müslümanlar çoğu zaman kendi evlerinden önce camileri inşa etmiş ve buraya bir görevli bulup, her türlü ihtiyacını karşılamayı adeta bir görev telakki etmiş ve bunun için de çoğu zaman özel vakıflar kurmuşlardır. Peki bütün bu gayretler belli bir amacın dışında düşünülebilir mi? Bu sorunun karşılığı elbetteki hayır olacaktır. Çünkü camii inşa etme ve buraları yaşatma bizzat yüce yaratımızın emri ve isteğidir. Nitekim yüce Kitabımızda bu husus dile getirilmiştir. Örnek olması bakımından tevbe suresinin 18. ayeti esas alınabilir: Allâh’ın mescitlerini ancak Allâh’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan zekatı veren ve Allâh’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.

 Yine camilerle ilgili teşvik olması bakımından Hz. Peygamberimizin birçok Hadis-i Şerifleri vardır. Sünnetinde de Medine’ye hicretten sonra ilk iş olarak burada bir mescit inşası buna en güzel dayanaktır.

Ülkemiz İslamiyetle tanıştığından beri her bir karış toprağı birer ilim ve irfan yuvası, huzur kaynağı camilerle bezenmiştir. Bu beyanda Selçuklular ve Beyliklerden itibaren bu güne dek süregelen bu uygulama devam etmektedir. Önceleri her bir Sultan dine olan engin coşkusunu bir mabet inşa ederek, en etkileyici özelliğe sahip bir din görevlisini buraya tayin ederek bu uygulamanın birer  savunucusu olmuşlardır. Kutsal toprakların Osmanlı himayesine geçişiyle birlikte Sultanların kutsal topraklara ve özellikle de Kabe’ye ayrıca bir ehemmiyet gösterdikleri, buranın her türlü ihtiyacını kendi şahsi hazinelerinden karşılayıp, üzerine titredikleri hatıralardaki canlı yerini korumaktadır. Mabedlerimize olan bu yakın ilgi toplumun her bir ferdine kadar yaygınlaşmıştır. Bu gün de ülkemizde özellikle bu uygulama devam etmekte olup camilerimiz ve din görevlilerimiz için özel bir hafta tayini yapılmıştır.

Elbetteki camilerimiz ve din görevlilerimizn öneminin daha iyi anlaşılması sadece bir haftaya sığdırılacak bir şey değildir. Fakat bu konunun ehemmiyetini anlatmak açısından bir fırsat dilimidir.

 Camilerimiz ve din görevlilerim taşıdığı rolü canlı tutulması ve bu konuda gereken çabaların sürdürülmesi Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının varoluş gayesini teşkil etmektedir. Bu anlamda miras olarak aldığımız mabedlerimizin geleceğe güvenle taşınabilmesi ve birer ilim adamları olan görevlilerinin korunması, problemlerinin çözülmesi her şeyden önce sağlıklı bir toplum ve gelecek açısından zaruridir. 1-7 Ekim tarihleri arasındaki camiiler ve din görevlileri haftası bu açıdan büyük  bir  fırsattır.

Din duygusu taşıyan her bir Müslüman bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmekten kaçınmamalıdır. Bu vesileyle huzurlu ve müreffeh bir toplum için dinimizin birer sembolü olan camilerimizi ve bu camilerimizi gönüllere taşıma vazifesini yüklenmiş din görevlilerimizi her zamankinden daha fazla anlama gayreti içinde olmamız gerektiği hususunu göz önünde bulundurmalı ve bu uğurda üzerimize düşen mesuliyeti hassasiyetle düşünmeliyiz.

Bu duygularla tüm toplumumuzun ve özellikle Diyanet camiası çalışanlarının Camiiler ve Din görevlileri haftasını tebrik ediyor, 1-7 Ekim tarihinin toplumun tüm kesimlerinin bu konuda bilinçlenmesine vesile olmasını diliyorum.

  

                                                                                                           Aşağı Canören Köyü

                                                                                                           Camii İmam-Hatibi

                                                                                                           Müştak   ALABEY